🎉
Haklı fesih ihtimalin güçlü! Sonucu paylaşabilir veya PDF alabilirsin.

Soruları cevaplayın. Sistem yanıtlarınıza göre Haklı Fesih Gücü ve Risk skoru üretir.

Hangi başlıktan gittiğiniz, ispat planını değiştirir.
En kritik faktör: ispat.
Sistem bugüne göre “geçen süre”yi hesaplar.
Geçen süre
Yazılı bildirim genelde dosyayı güçlendirir.
KVKK: İsim/TC/telefon gibi kişisel veri yazmayın.
Sonucu görmek için formu doldurup HESAPLA butonuna basın.
Orta Skor: 0/100
Haklı Fesih Gücü0%
Risk Puanı0%
Önerilen sonraki adımlar
    Not: Bu çıktı bilgilendirme amaçlıdır; kesin sonuç için uzman görüşü gerekir.

    Haklı Fesih Yapabilir Miyim?

    Kapsamlı Rehber – İçindekiler
    1. Haklı Fesih Nedir?
    2. Haklı Fesihin Yasal Dayanağı
    3. İşçi Açısından Haklı Fesih Nedenleri
    4. Çalışma Koşullarına İlişkin Haklı Fesih Halleri
    5. Psikolojik ve Fiziksel Nedenlerle Haklı Fesih
    6. Sağlık ve İş Güvenliği Sebepleriyle Haklı Fesih
    7. İşveren Açısından Haklı Fesih Nedenleri
    8. Haklı Fesihte Süre ve Usul Kuralları
    9. Haklı Fesih Nasıl Yapılmalıdır?
    10. Haklı Fesih Sonrası Haklar
    11. Arabuluculuk ve Dava Süreci
    12. Sık Yapılan Hatalar
    13. Hızlı Ön Değerlendirme Kontrol Listesi
    14. Örnek Senaryolar
    15. Sık Sorulan Sorular
    16. Genel Değerlendirme ve Yasal Uyarı

    1. Haklı Fesih Nedir?

    Haklı fesih, iş ilişkisinde “artık devam edilemez” noktasına gelindiğinde devreye giren, güçlü ama hassas bir haktır. En basit anlatımıyla; işçi ya da işveren, karşı tarafın davranışı veya işyerindeki ağır bir durum nedeniyle, iş sözleşmesini beklemeye gerek kalmadan sona erdirebilir. Buradaki kritik kelime “derhal”dir. Yani normal şartlarda beklenen ihbar süreleri, görüşmeler, uzatmalar haklı fesihte çoğu zaman gündeme gelmez. Ancak bu güç, beraberinde ciddi bir sorumluluk da getirir: Haklı fesih, her can sıkıcı olayda başvurulan bir yol değildir. Küçük bir tartışma, geçici bir aksaklık ya da tek seferlik bir hatadan dolayı “haklı fesih yaptım” demek, sonradan büyük hak kayıplarına neden olabilir.

    Haklı fesih denince birçok kişi aklına “istifa”yı getiriyor. Oysa ikisi aynı şey değil. İstifa, işçinin kendi iradesiyle, çoğu zaman karşı tarafa bir kusur yüklemeden ayrılmasıdır. Haklı fesih ise “ben ayrılıyorum çünkü karşı tarafın davranışı artık bu ilişkiyi çekilmez hale getirdi” demektir. Yani haklı fesihte bir iddia vardır: İş ilişkisinin devamı objektif olarak zorlaşmış, hatta imkânsız hale gelmiştir. Bu iddianın altını doldurmak gerekir; sadece “bıktım” demek yetmez.

    1.1 Haklı neden kavramı ne anlama gelir?

    Haklı neden, iş sözleşmesinin sürdürülmesini beklemenin dürüstlük kuralına göre makul olmadığı durumları ifade eder. Burada “makul” kelimesi çok önemli: Her sorun haklı neden değildir. Örneğin işyerinde bir gün iletişim kopukluğu yaşanması, yöneticinin sert bir uyarı yapması ya da işin yoğunlaşması tek başına haklı fesih sebebi sayılmaz. Haklı neden dediğimiz şey genellikle iki özellik taşır: Ya olayın ağırlığı çok yüksektir ya da olaylar belli bir süre boyunca tekrarlanır ve birikerek ilişkiyi taşınamaz hale getirir.

    Haklı nedenin değerlendirilmesinde tek bir formül yoktur. Aynı olay, bir işyerinde “ciddi bir ihlal” sayılırken başka bir işyerinde “normal iş akışı” içinde görülebilir. O yüzden haklı fesihte asıl soru şudur: “Bu olaydan sonra iş ilişkisinin devamı gerçekten beklenebilir mi?” Eğer cevap net biçimde “hayır” ise haklı neden ihtimali güçlenir. Ücretin hiç ödenmemesi, sürekli eksik ödenmesi, sistematik baskı ve mobbing, ağır hakaret, cinsel taciz, iş güvenliği önlemlerinin alınmaması gibi durumlar bu kapsamda daha sık gündeme gelir. Öte yandan, geçici bir gecikme, yanlış anlaşılma, izah edilebilir bir hata gibi hallerde haklı fesih iddiası zayıflar.

    Bir diğer önemli konu da delildir. Haklı nedenin varlığı çoğu zaman “ben yaşadım” demekle ispatlanamaz. Bordro, banka dekontu, yazışmalar, tanık, tutanak, kamera kaydı, giriş-çıkış kayıtları gibi unsurlar, haklı nedenin somutlaşmasına yardımcı olur. İşte bu yüzden haklı fesih kararını verirken sadece duyguyla değil, eldeki verilerle düşünmek gerekir.

    1.2 Haklı fesih ile istifa arasındaki fark

    İstifa ile haklı fesih arasındaki fark, pratikte en çok “tazminat” sorusunda kendini gösterir. İstifa eden işçi çoğu durumda kıdem tazminatı alamaz. Haklı nedenle fesihte ise şartlar oluşmuşsa kıdem tazminatı gündeme gelebilir. Bu yüzden “ben haklıyım, istifa ediyorum” gibi ifadeler risklidir. İstifa kelimesi, bazı durumlarda haklı fesih iddiasını zayıflatabilir. Doğru yaklaşım; neden ayrıldığınızı açıkça belirtmek ve bunu “haklı nedenle fesih” iradesiyle ortaya koymaktır.

    Bir örnek düşünelim: Ücretiniz düzenli olarak geç yatıyor ve bu durum aylarca devam ediyor. Siz de “ben istifa ediyorum” diye dilekçe verip çıkıyorsunuz. Sonra kıdem tazminatı talep ettiğinizde karşı taraf “istifa etti” diyerek itiraz edebilir. Oysa aynı olayda, gerekçeyi doğru kurup “ücretin sürekli geç ödenmesi nedeniyle haklı nedenle feshediyorum” deseniz, değerlendirme bambaşka bir yere gidebilir. Yani mesele sadece ayrılmak değil; ayrılma biçiminiz ve gerekçenin kurulma şeklidir.

    İstifada çoğu zaman bir “kusur” iddiası yoktur; “kendi tercihimi kullanıyorum” denir. Haklı fesihte ise “karşı tarafın kusuru” veya “işyerindeki ağır koşul” vurgusu vardır. Bu ayrım, hem hukuki sonuçları hem de sürecin nasıl yürüyeceğini belirler. Bu rehberde ilerleyen bölümlerde, hangi hallerin istifa sayılmaya daha yakın, hangi hallerin haklı fesih ihtimalini güçlendirdiğini pratik örneklerle ayrıca ele alacağız.

    1.3 Haklı fesih ile haksız fesih farkı

    Haklı fesih iddiası, “haklı çıkma” garantisi değildir. Yani siz haklı fesih yaptığınızı düşünseniz bile, gerekçe hukukî olarak yeterli görülmeyebilir. İşte bu durumda ortaya “haksız fesih” sonucu çıkar. Haksız fesih; ileri sürülen nedenin ya kanuni çerçeveye uymaması, ya ispatlanamaması, ya da süresinde kullanılmaması nedeniyle haklı sayılmamasıdır.

    Haksız fesih, işçi açısından özellikle kıdem tazminatı beklentisini boşa çıkarabilir. İşveren açısından ise haklı fesih iddiası tutmazsa; tazminat, işe iade riski, idari yaptırımlar veya itibar kaybı gibi sonuçlar doğabilir. Burada kritik nokta; “gerekçe var mı?” kadar “gerekçe doğru zamanda ve doğru biçimde mi kullanıldı?” sorusudur. Örneğin çok ağır bir olay yaşanır, fakat aylarca ses çıkarılmaz, sonra bir anda “haklı fesih” denirse tartışma büyüyebilir. Çünkü haklı fesihte süre kuralı devreye girer (bu konuyu ilerleyen bölümlerde ayrıntılı anlatacağız).

    Haksız fesih riskini azaltmanın yolu, olayları yazılı hale getirmek, mümkünse ihtar/başvuru yapmak, delilleri saklamak ve gerekçeyi net yazmaktır. “Sorun var” demek yerine, “hangi gün, hangi olay, hangi sonuç” çizgisinde anlatım kurmak gerekir. Haklı fesih bir iddiadır; iddia ne kadar açık ve belgeli olursa, değerlendirme o kadar sağlıklı yapılır.

    1.4 Haklı fesih neden istisnai bir haktır?

    Haklı fesih, normal fesih yollarına göre daha “keskin” bir müdahaledir. İş sözleşmesi, sadece bugün için değil, geleceğe dönük bir bağdır; tarafların planlarını, gelirini, iş düzenini etkiler. Bu yüzden kanun koyucu haklı feshi sınırsız bırakmaz. Haklı fesih; iş ilişkisinin sürdürülemeyecek kadar ağır şekilde zarar gördüğü, beklemenin adil olmayacağı hallerde bir çıkış kapısı olarak tasarlanmıştır. Yani “kolay bir çıkış” değil, “zorunlu bir çıkış”tır.

    Bu istisnailik üç önemli sonucu beraberinde getirir. Birincisi, haklı fesih sebepleri dar yorumlanabilir; her olay bu kapsama sokulamaz. İkincisi, süre şartları sıkı uygulanır; hakkın geç kullanılması iddiayı zayıflatır. Üçüncüsü, ispat konusu kritiktir; özellikle işçi açısından, yaşananların somutlanması önem taşır. Bu yüzden haklı fesih değerlendirmesi yapılırken “duygu” ile “delil” birbirine karıştırılmamalıdır.

    Özetle: Haklı fesih; doğru gerekçe, doğru zaman ve doğru yöntemle kullanıldığında işçinin ya da işverenin kendini korumasını sağlar. Yanlış gerekçe, acele karar veya eksik delil ile kullanıldığında ise beklenen faydayı sağlamadığı gibi, yeni problemler doğurabilir. Bu rehberin amacı tam da bu noktada devreye giriyor: “Haklı fesih yapabilir miyim?” sorusunu, tek cümlelik bir cevapla değil; adım adım, örneklerle ve pratik kontrol listeleriyle netleştirmek.

    2. Haklı Fesihin Yasal Dayanağı

    Haklı fesih, keyfi bir ayrılma biçimi değildir; doğrudan kanundan kaynaklanan bir haktır. Bu hakkın çerçevesi, esas olarak 4857 sayılı İş Kanunu’nda çizilmiştir. Kanun koyucu, iş ilişkisinin bazı durumlarda taraflardan biri için katlanılamaz hâle gelebileceğini kabul etmiş ve bu gibi istisnai hâller için “derhal fesih” imkânı tanımıştır. Ancak bu imkânın sınırları açıkça belirlenmiştir. Yani haklı fesih, “ben böyle uygun gördüm” diyerek kullanılabilecek serbest bir alan değildir.

    Uygulamada en sık yapılan hata, yaşanan her sorunun otomatik olarak haklı fesih kapsamına girdiğinin düşünülmesidir. Oysa kanun, haklı fesih nedenlerini sınırlı sayıda ve belirli başlıklar altında düzenler. Bu başlıkların dışına çıkıldığında, fesih haklı değil, haksız fesih olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle haklı fesih iddiasında bulunmadan önce, olayın kanundaki hangi maddeye dayandığının net olarak görülmesi gerekir.

    2.1 İş Kanunu’nda haklı fesih düzenlemesi

    4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri, haklı fesih konusunun temel dayanağını oluşturur. Kanun, işçi ve işveren açısından haklı fesih nedenlerini ayrı ayrı düzenlemiştir. Bu ayrım tesadüfi değildir; çünkü işçinin korunması ilkesi gereği, işçi lehine yorumlanan alanlar ile işverenin iş disiplinini sağlama yetkisi dengelenmeye çalışılmıştır.

    İşçi açısından haklı fesih nedenleri, Kanun’un 24. maddesinde üç ana grupta toplanır: sağlık sebepleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller ve zorlayıcı sebepler. İşveren açısından haklı fesih nedenleri ise 25. maddede düzenlenmiştir ve büyük ölçüde işçinin davranışlarına, devamsızlık durumlarına ve güven ilişkisinin zedelenmesine odaklanır.

    Burada önemli olan nokta şudur: Kanunda yazan her ifade, tek başına otomatik bir haklı fesih sonucu doğurmaz. Örneğin “ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık” çok geniş bir ifadedir. Bunun hangi somut davranışla gerçekleştiği, olayın ağırlığı ve etkisi ayrıca değerlendirilir. Yani kanun maddesi bir çerçeve çizer; içini dolduran somut olaydır.

    2.2 İşçi ve işveren açısından ayrı değerlendirme

    Haklı fesihte işçi ile işverenin aynı kefeye konulması doğru değildir. Çünkü iş ilişkisi yapısal olarak eşit değildir. İşçi, geçimini büyük ölçüde ücretine bağlamış durumdadır; işveren ise organizasyonu yöneten taraftır. Bu nedenle kanun, işçi açısından haklı fesih sebeplerini yorumlarken genellikle daha koruyucu bir yaklaşım benimser.

    Örneğin işçinin ücretinin ödenmemesi, işçi açısından açık bir haklı fesih sebebi olarak kabul edilir. Buna karşılık işveren açısından, işçinin tek seferlik küçük bir hatası genellikle haklı fesih sebebi sayılmaz. İşverenin haklı fesih yapabilmesi için çoğu zaman daha ağır, güven sarsıcı veya süreklilik arz eden bir davranış gerekir.

    Bu ayrım, uygulamada sıkça göz ardı edilir. İşverenin “benim için de çekilmez oldu” demesi ile işçinin aynı ifadeyi kullanması hukuki açıdan aynı sonucu doğurmaz. Kanun, işçinin ekonomik ve sosyal açıdan daha zayıf konumda olduğunu kabul ettiği için değerlendirmede bu farkı gözetir. Bu nedenle haklı fesih iddiası, kimin tarafından ileri sürüldüğüne göre farklı sonuçlar doğurabilir.

    İşçi açısından haklı fesihte en sık tartışılan konular ücret, çalışma koşulları, mobbing ve iş güvenliğidir. İşveren açısından ise devamsızlık, doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışlar ile güven ilişkisinin zedelenmesi öne çıkar. Her iki taraf için de ortak nokta, olayın iş ilişkisinin devamını objektif olarak zorlaştırıp zorlaştırmadığıdır.

    2.3 Haklı fesihte süre şartının önemi

    Haklı fesih hakkı, süresiz bir hak değildir. Kanun, bu hakkın belirli bir süre içinde kullanılmasını zorunlu kılar. Uygulamada “6 iş günü kuralı” olarak bilinen süre, haklı fesih tartışmalarının merkezinde yer alır. Bu süre, feshe neden olan olayın öğrenilmesinden itibaren başlar.

    Süre kuralının amacı nettir: Tarafların, yaşanan bir olayı uzun süre tolere edip daha sonra avantajlı bir anda haklı fesih gerekçesi olarak kullanmalarını engellemek. Eğer bir olay gerçekten katlanılamaz nitelikteyse, buna makul bir süre içinde tepki verilmesi beklenir. Aylarca sessiz kalıp sonra “haklı fesih” demek, çoğu durumda inandırıcı bulunmaz.

    Ancak her olayda süre aynı şekilde işlemez. Süreklilik gösteren ihlallerde, örneğin ücretin her ay geç ödenmesi gibi durumlarda, her tekrar yeni bir öğrenme tarihi doğurabilir. Bu nedenle “süre geçti mi?” sorusu, olayın niteliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu nokta, haklı fesihte en çok hata yapılan alanlardan biridir.

    Süre şartı göz ardı edilirse, haklı olduğu düşünülen bir fesih kolaylıkla haksız feshe dönüşebilir. Bu da özellikle işçi açısından tazminat kaybı riskini beraberinde getirir. Bu yüzden haklı fesih değerlendirmesi yapılırken sadece neden değil, zamanlama da mutlaka dikkate alınmalıdır.

    Özetle; haklı fesih, kanunda açıkça düzenlenmiş, sınırları çizilmiş bir haktır. Bu hakkın dayanağını doğru anlamadan yapılan fesihler, beklenen sonucu doğurmayabilir. Bir sonraki bölümde, işçi açısından haklı fesih nedenlerini tek tek ve pratik örneklerle ele alacağız.

    3. İşçi Açısından Haklı Fesih Nedenleri

    İşçi açısından haklı fesih, uygulamada en çok karşılaşılan ve en çok yanlış anlaşılan alanlardan biridir. Birçok çalışan yaşadığı her olumsuzluğu “haklı fesih sebebi” olarak görme eğilimindedir. Oysa iş hukuku, işçinin korunmasını esas alsa da, bu koruma sınırsız değildir. Haklı fesih, işçinin artık iş ilişkisini sürdürmesinin objektif olarak beklenemeyeceği durumlarda devreye girer. Yani mesele sadece işçinin rahatsız olması değil, yaşanan durumun hukuken de ağır kabul edilmesidir.

    İşçi açısından haklı fesih nedenleri, İş Kanunu’nda belirli başlıklar altında toplanmıştır. Ancak uygulamada bu başlıkların içi, Yargıtay kararlarıyla şekillenmiştir. Bu nedenle “kanunda yazıyor” demek tek başına yeterli değildir; yazılan hükmün nasıl yorumlandığı ve hangi somut olaylarda kabul edildiği önemlidir. Aşağıda yer alan nedenler, pratikte en sık karşılaşılan ve en çok tartışma yaratan haklı fesih gerekçeleridir.

    3.1 Ücretin ödenmemesi veya eksik ödenmesi

    Ücret, iş sözleşmesinin temel unsurudur. İşçi emeğini sunar, işveren de bunun karşılığında ücret ödemeyi taahhüt eder. Bu denge bozulduğunda, yani ücret hiç ödenmediğinde ya da sürekli olarak eksik ödendiğinde, işçi açısından iş ilişkisinin devamı çoğu zaman anlamını yitirir. Bu nedenle ücretin ödenmemesi, işçi açısından en güçlü haklı fesih nedenlerinden biri olarak kabul edilir.

    Burada dikkat edilmesi gereken nokta, tek seferlik ve kısa süreli bir gecikme ile sistematik bir sorun arasındaki farktır. Örneğin teknik bir aksaklık nedeniyle ücretin birkaç gün gecikmesi her zaman haklı fesih sebebi sayılmayabilir. Ancak ücretin hiç ödenmemesi, aylarca gecikmesi ya da sürekli eksik yatırılması durumunda tablo değişir. Özellikle ücretin banka yoluyla ödenmesi gereken işlerde, banka dekontları bu durumun ispatı açısından büyük önem taşır.

    Eksik ödeme de en az hiç ödeme yapılmaması kadar kritiktir. Asgari ücretin altında ödeme, bordroda görünen rakamla fiilen ödenen tutar arasındaki fark, primlerin veya düzenli ek ödemelerin keyfi şekilde kesilmesi gibi durumlar, işçi açısından haklı fesih değerlendirmesini güçlendirir. Bu noktada işçinin sessiz kalması, her zaman hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez; ancak uzun süre hiçbir itirazda bulunulmaması, ispat açısından sorun yaratabilir.

    3.2 Ücretin geç ödenmesinin sürekli hale gelmesi

    Ücretin geç ödenmesi, çoğu işyerinde “alışılmış bir sorun” gibi görülse de, hukuki açıdan bu durum normal kabul edilmez. Ücretin zamanında ödenmesi, işverenin temel borçlarından biridir. Ücretin her ay birkaç gün gecikmesi bile, eğer süreklilik arz ediyorsa, işçi açısından ciddi bir belirsizlik ve güvensizlik yaratır.

    Burada kilit kavram “süreklilik”tir. Tek bir ay yaşanan gecikme çoğu zaman haklı fesih için yeterli görülmez. Ancak ücretin düzenli olarak geç yatırılması, işçinin maddi planlamasını bozuyor ve yaşamını doğrudan etkiliyorsa, bu durum haklı fesih sebebi olarak değerlendirilebilir. Yargı uygulamasında, özellikle uzun süre devam eden gecikmelerin işçi lehine yorumlandığı çok sayıda örnek bulunmaktadır.

    Ücretin geç ödenmesi durumunda işçinin atacağı adımlar da önemlidir. Yazılı hatırlatma yapılması, e-posta veya mesaj yoluyla durumun dile getirilmesi, ileride doğabilecek bir uyuşmazlıkta işçinin iddiasını güçlendirir. Sessizce beklemek yerine, makul bir süre sonra durumu kayıt altına almak çoğu zaman daha sağlıklı sonuçlar doğurur.

    3.3 Fazla mesai, prim ve yan hakların ödenmemesi

    İşçi açısından haklı fesih yalnızca çıplak ücretle sınırlı değildir. Fazla mesai ücreti, prim, ikramiye, yol ve yemek yardımı gibi yan haklar da iş sözleşmesinin veya işyeri uygulamasının bir parçasıysa, bunların ödenmemesi ya da keyfi şekilde kaldırılması sorun yaratır. Özellikle fazla mesainin sürekli yapıldığı ancak karşılığının ödenmediği işyerlerinde, işçinin mağduriyeti zamanla büyür.

    Fazla mesai konusunda en sık yaşanan problem, çalışmanın yapıldığı ancak bordroya yansıtılmadığı durumlardır. İşçi fiilen uzun saatler çalışır, fakat bordroda bu çalışmalar görünmez. Bu durum tek başına haklı fesih sebebi olmayabilir; ancak uzun süre devam ediyorsa ve işveren bu durumu bilerek sürdürüyorsa, haklı fesih değerlendirmesi güçlenir. Aynı durum prim ve ikramiyeler için de geçerlidir. Düzenli olarak ödenen bir primin gerekçe gösterilmeden kesilmesi, işçi açısından ciddi bir hak kaybı anlamına gelir.

    Yan haklar konusunda dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, bu hakların sözleşmeden mi yoksa işyeri uygulamasından mı kaynaklandığıdır. Uzun süre boyunca düzenli olarak sağlanan bir yan hak, zamanla işyeri uygulaması haline gelir ve keyfi olarak ortadan kaldırılamaz. Bu tür kesintiler, işçinin iş ilişkisine olan güvenini sarsar ve haklı fesih iddiasını gündeme getirebilir.

    Özetle; işçi açısından haklı fesih nedenlerinin merkezinde, işverenin temel yükümlülüklerini yerine getirmemesi yer alır. Ücretin ödenmemesi, geç ödenmesi ya da yan hakların sistematik şekilde ihlal edilmesi, iş ilişkisinin dengesini bozar. Ancak her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bir sonraki bölümde, çalışma koşullarına ilişkin haklı fesih halleri ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

    4. Çalışma Koşullarına İlişkin Haklı Fesih Halleri

    Çalışma koşulları, iş sözleşmesinin yazılı hükümleriyle sınırlı değildir. İşçinin hangi işi yapacağı, nerede çalışacağı, çalışma saatleri, ücretin hangi unsurlardan oluştuğu ve işin nasıl yürütüleceği gibi konular, zamanla somutlaşır ve iş ilişkisinin “fiilî çerçevesini” oluşturur. İşverenin bu çerçeveyi tek taraflı ve keyfi biçimde değiştirmesi, bazı durumlarda işçi açısından haklı fesih sebebi haline gelebilir. Ancak her değişiklik otomatik olarak haklı fesih hakkı doğurmaz. Burada asıl mesele, yapılan değişikliğin işçi aleyhine olup olmadığı ve bu değişikliğin “esaslı” nitelik taşıyıp taşımadığıdır.

    Uygulamada çalışma koşullarına ilişkin uyuşmazlıklar, çoğu zaman “işveren yönetim hakkını kullanıyor” savunmasıyla karşılanır. Gerçekten de işverenin iş organizasyonunu düzenleme ve yönetme hakkı vardır. Ancak bu hak sınırsız değildir. Yönetim hakkı, iş sözleşmesinin özünü boşaltacak veya işçi aleyhine ağır sonuçlar doğuracak şekilde kullanılamaz. İşte bu sınır aşıldığında, işçi açısından haklı fesih tartışması gündeme gelir.

    4.1 İş şartlarında esaslı değişiklik

    İş şartlarında esaslı değişiklik, işçinin iş sözleşmesiyle kabul ettiği temel koşulların, onun aleyhine olacak şekilde değiştirilmesidir. Bu değişiklik; ücretin düşürülmesi, görev tanımının kökten değiştirilmesi, çalışma saatlerinin ağırlaştırılması veya çalışma yerinin işçiyi ciddi biçimde zorlayacak şekilde değiştirilmesi gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilir.

    Burada kilit nokta “esaslılık”tır. Her değişiklik esaslı değildir. Örneğin işyerindeki küçük bir organizasyon değişikliği, görev dağılımında ufak ayarlamalar ya da geçici düzenlemeler çoğu zaman esaslı değişiklik sayılmaz. Buna karşılık işçinin gelirini düşüren, sosyal hayatını doğrudan etkileyen veya mesleki pozisyonunu geriye götüren değişiklikler esaslı kabul edilebilir.

    İş Kanunu’na göre, işveren iş şartlarında esaslı bir değişiklik yapmak istiyorsa bunu yazılı olarak bildirmeli ve işçinin onayını almalıdır. İşçi bu değişikliği kabul etmek zorunda değildir. İşçinin açık veya örtülü rızası olmadan yapılan esaslı değişiklikler, hukuken geçerli sayılmayabilir. Bu durumda işçi, ya eski koşulların uygulanmasını talep eder ya da şartlar oluşmuşsa haklı fesih yoluna gidebilir.

    Örneğin uzun yıllar masa başı bir görevde çalışan bir işçinin, herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve onayı alınmadan ağır fiziki işlerde görevlendirilmesi, çoğu durumda esaslı değişiklik olarak değerlendirilir. Aynı şekilde, düzenli prim alan bir çalışanın prim sisteminin tek taraflı kaldırılması da bu kapsama girebilir.

    4.2 Görev tanımı dışı sürekli çalıştırma

    İşçinin yapacağı iş, iş sözleşmesinde veya fiilî uygulamada belirlenmiştir. İşverenin zaman zaman farklı görevler vermesi, özellikle işin niteliği gerektiriyorsa, normal karşılanabilir. Ancak bu durumun sürekli hale gelmesi ve işçinin asıl görevini tamamen gölgede bırakması halinde sorun başlar.

    Görev tanımı dışı çalıştırmanın haklı fesih sebebi haline gelmesi için genellikle iki unsur birlikte aranır. Birincisi, verilen işlerin işçinin mesleki konumuyla veya sözleşmede öngörülen işle ilgisinin zayıf olmasıdır. İkincisi ise bu durumun geçici değil, kalıcı veya uzun süreli hale gelmesidir. Kısa süreli destek işleri çoğu zaman tolere edilebilirken, aylarca süren ve işçinin mesleki itibarını zedeleyen görevlendirmeler farklı değerlendirilir.

    Örneğin idari bir pozisyonda çalışan bir işçinin sürekli olarak temizlik, taşıma veya tamamen alakasız işlerde görevlendirilmesi, işçinin rızası yoksa ve bu durum süreklilik kazanmışsa, haklı fesih iddiasını güçlendirebilir. Burada amaç, işverenin yönetim hakkını sınırlamak değil; bu hakkın kötüye kullanılmasını engellemektir.

    Görev tanımı dışı çalıştırma iddiasında delil önemlidir. Yazılı talimatlar, e-postalar, mesajlaşmalar, tanık beyanları ve işyerindeki fiilî uygulama, bu durumun ispatında rol oynar. İşçinin uzun süre sessiz kalması her zaman rıza anlamına gelmez; ancak tamamen tepkisiz kalınması, ileride değerlendirmeyi zorlaştırabilir.

    4.3 Çalışma saatlerinin hukuka aykırı şekilde değiştirilmesi

    Çalışma saatleri, işçinin günlük yaşamını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle çalışma sürelerinde yapılan değişiklikler hassas bir şekilde değerlendirilir. İşverenin vardiya sistemi kurması veya çalışma saatlerinde düzenleme yapması mümkündür; ancak bu düzenlemeler işçiyi aşırı zorlayacak, dinlenme hakkını ihlal edecek veya ücret kaybına yol açacak şekilde olamaz.

    Örneğin uzun yıllar gündüz çalışan bir işçinin, onayı alınmadan sürekli gece vardiyasına geçirilmesi, özellikle kişisel ve ailevi durumları da dikkate alındığında, esaslı değişiklik olarak kabul edilebilir. Aynı şekilde, haftalık çalışma süresinin fiilen artırılması ve fazla mesainin karşılığının ödenmemesi de çalışma koşullarının ağırlaştırılması anlamına gelir.

    Çalışma saatlerinin değiştirilmesiyle ilgili bir diğer sorun, “örtülü fazla mesai”dir. Kağıt üzerinde çalışma saatleri sabit görünürken, fiilen daha uzun süre çalıştırılan işçiler, zamanla ciddi bir yıpranma yaşar. Bu durum, tek başına değilse bile, diğer ihlallerle birlikte değerlendirildiğinde haklı fesih gerekçesi haline gelebilir.

    Burada da süreklilik ve etki kriteri önemlidir. Birkaç gün süren geçici bir düzenleme çoğu zaman tolere edilebilir. Ancak bu durum kalıcı hale gelmişse ve işçinin yaşam düzenini bozuyorsa, hukuki değerlendirme değişir. Özellikle yazılı itirazlara rağmen durumun düzeltilmemesi, işçi açısından haklı fesih yolunu açabilir.

    Sonuç olarak, çalışma koşullarına ilişkin haklı fesih halleri, işverenin yönetim hakkı ile işçinin korunması ilkesi arasındaki denge noktasında yer alır. Bu denge bozulduğunda ve iş ilişkisinin sürdürülmesi objektif olarak zorlaştığında, işçi açısından haklı fesih gündeme gelebilir. Bir sonraki bölümde, psikolojik ve fiziksel nedenlerle haklı fesih halleri ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

    5. Psikolojik ve Fiziksel Nedenlerle Haklı Fesih

    Psikolojik ve fiziksel nedenlere dayalı haklı fesih halleri, uygulamada en zor ispatlanan ama en yıpratıcı süreçleri barındıran alanlardan biridir. Çoğu zaman işçi, yaşadığı baskıyı veya kötü muameleyi uzun süre sineye çeker; çünkü hem işini kaybetme korkusu yaşar hem de “kanıtlayamam” endişesiyle hareket eder. Oysa iş hukuku, işçinin yalnızca fiziksel değil, ruhsal bütünlüğünü de korumayı amaçlar. İş ilişkisinin, işçiyi psikolojik veya fiziksel olarak çöküşe sürüklediği noktada, haklı fesih gündeme gelebilir.

    Bu tür fesihlerde temel soru şudur: İşyerinde yaşananlar, işçinin kişilik haklarını, onurunu, sağlığını veya insanlık onuruna yakışır çalışma hakkını ihlal edecek boyuta ulaşmış mıdır? Eğer cevap evet ise, artık işçiden “biraz daha sabretmesi” beklenemez. Ancak bu değerlendirmenin soyut değil, mümkün olduğunca somut verilere dayanması gerekir. Psikolojik ve fiziksel nedenlerle haklı fesih, duygusal anlatımlardan ziyade olayların sürekliliği ve etkisi üzerinden ele alınır.

    5.1 Mobbing (psikolojik baskı) nedir?

    Mobbing, tek seferlik bir tartışma ya da sert bir uyarı değildir. Psikolojik baskı olarak da adlandırılan mobbing; işçinin sistematik biçimde dışlanması, küçümsenmesi, itibarsızlaştırılması veya yıldırılmaya çalışılmasıdır. Burada anahtar kelime “sistematik”tir. Bir yöneticinin zaman zaman sert konuşması mobbing sayılmaz; ancak bu davranışların belirli bir kişiye yönelmesi, süreklilik göstermesi ve işçiyi psikolojik olarak yıpratması halinde tablo değişir.

    Mobbing çoğu zaman açık hakaretlerle değil, dolaylı yöntemlerle uygulanır. İşçiye anlamsız görevler verilmesi, sürekli eleştirilmesi, yaptığı işlerin görmezden gelinmesi, ekipten izole edilmesi, toplantılara çağrılmaması veya başarısız gösterilmeye çalışılması bu kapsama girebilir. Bu tür davranışlar tek tek bakıldığında küçük görünebilir; ancak bir bütün olarak değerlendirildiğinde işçiyi çaresiz ve değersiz hissettirebilir.

    Mobbingin haklı fesih sebebi sayılabilmesi için, işçinin bu durumun iş ilişkisini sürdürülemez hale getirdiğini ortaya koyması gerekir. Tanık anlatımları, yazışmalar, görev değişiklikleri, performans değerlendirmeleri ve hatta sağlık raporları bu noktada önem kazanır. Özellikle uzun süreli psikolojik baskı sonucu alınan psikolojik destek veya raporlar, yaşananların etkisini göstermesi bakımından dikkate alınabilir.

    5.2 Hakaret, tehdit ve kötü muamele

    İşyerinde saygı, iş ilişkisinin temel unsurlarından biridir. İşverenin veya işveren vekilinin işçiye yönelik hakaret içeren sözleri, aşağılayıcı davranışları veya tehditleri, çoğu zaman haklı fesih sebebi olarak kabul edilir. Burada önemli olan, davranışın işçinin onurunu zedeleyecek ağırlıkta olmasıdır. Basit bir uyarı ile açık bir hakaret arasında ciddi bir fark vardır.

    Hakaret ve tehdit, her zaman yüksek sesle söylenen sözler şeklinde ortaya çıkmaz. İşçiye yönelik ima yoluyla yapılan küçültmeler, sürekli bağırma, alaycı hitaplar veya tehditkâr bakış ve tavırlar da kötü muamele kapsamında değerlendirilebilir. Bu tür davranışlar, özellikle işyerinde hiyerarşik bir üstünlük kullanılarak yapıldığında, işçi üzerinde daha ağır bir baskı yaratır.

    Fiziksel şiddet veya şiddet tehdidi ise neredeyse tartışmasız biçimde haklı fesih sebebidir. İşçiye yönelik fiziksel saldırı, itme, vurma veya bu yönde açık bir tehdit, iş ilişkisinin derhal sona erdirilmesini haklı kılar. Bu tür durumlarda işçiden “önce başka yolları denemesi” beklenmez. Can güvenliği ve kişilik hakları, her türlü iş ilişkisinin üzerindedir.

    5.3 Cinsel taciz ve ayrımcılık halleri

    Cinsel taciz, işyerinde en ağır ihlallerden biridir ve çoğu zaman haklı fesih sebebi olarak açıkça kabul edilir. Taciz, yalnızca fiziksel temasla sınırlı değildir. Rahatsız edici sözler, mesajlar, imalar, bakışlar veya tekliflerin tekrarlanması da bu kapsamda değerlendirilir. Burada işçinin rızası olup olmadığı ve davranışın istenmeyen nitelikte olması belirleyicidir.

    Cinsel taciz vakalarında işçinin durumu ispatlaması zor olabilir; çünkü çoğu olay kapalı ortamlarda yaşanır. Bu nedenle yazılı mesajlar, elektronik yazışmalar, kamera kayıtları ve tanık beyanları büyük önem taşır. Ayrıca işçinin durumu işverene bildirmesine rağmen herhangi bir önlem alınmaması, işverenin sorumluluğunu artırır ve haklı fesih iddiasını güçlendirir.

    Ayrımcılık da psikolojik nedenlerle haklı fesih bağlamında ele alınır. Cinsiyet, hamilelik, yaş, engellilik, sendikal faaliyet veya benzeri nedenlerle işçinin dışlanması, farklı muameleye tabi tutulması veya baskı görmesi, iş ilişkisinin temel eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu tür uygulamalar, tek başına veya diğer ihlallerle birlikte değerlendirildiğinde haklı fesih sebebi oluşturabilir.

    Özetle; psikolojik ve fiziksel nedenlerle haklı fesih halleri, işçinin insan onuruna yakışır çalışma hakkının ihlal edildiği noktada gündeme gelir. Bu tür durumlarda önemli olan, yaşananların ciddiyetini ve sürekliliğini doğru tespit etmek ve mümkün olduğunca somut verilerle desteklemektir. Bir sonraki bölümde, sağlık ve iş güvenliği sebepleriyle haklı fesih halleri ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

    6. Sağlık ve İş Güvenliği Sebepleriyle Haklı Fesih

    İş ilişkisinde en temel haklardan biri, işçinin sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışabilmesidir. İşveren yalnızca ücret ödemekle değil, aynı zamanda işçinin beden ve ruh sağlığını koruyacak koşulları sağlamakla da yükümlüdür. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinde, yani işçinin sağlığı veya güvenliği ciddi biçimde tehlikeye girdiğinde, işçi açısından haklı fesih gündeme gelebilir. Sağlık ve iş güvenliği sebeplerine dayalı haklı fesih, çoğu zaman “artık çalışırsam zarar göreceğim” noktasında ortaya çıkar.

    Bu tür fesihlerde mesele, işçinin rahatsızlık duyması değil; çalışmaya devam etmesinin sağlık açısından riskli hâle gelmesidir. İş hukuku, işçiden kendi sağlığını tehlikeye atarak çalışmasını beklemez. Ancak her sağlık sorunu veya her risk iddiası da otomatik olarak haklı fesih hakkı doğurmaz. Burada da ölçüt; riskin ciddiyeti, sürekliliği ve işverenin bu riski gidermek için gerekli önlemleri alıp almadığıdır.

    6.1 İşin sağlığa zarar vermesi

    İşin niteliği veya işyerindeki koşullar, zamanla işçinin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Gürültü, toz, kimyasal maddeler, aşırı sıcak veya soğuk ortamlar, ağır fiziksel yük gibi unsurlar, gerekli önlemler alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu durumda işçinin “işim sağlığıma zarar veriyor” demesi tek başına yeterli değildir; ancak bu iddia tıbbi verilerle desteklenebiliyorsa haklı fesih değerlendirmesi güçlenir.

    Örneğin uzun süre ayakta çalışmaya bağlı olarak ciddi ortopedik sorunlar yaşayan bir işçinin, doktor raporlarıyla bu durumu belgelemesi halinde, işin sağlığa zarar verdiği kabul edilebilir. Aynı şekilde solunum yollarını etkileyen bir ortamda çalışan ve bu nedenle sürekli sağlık problemi yaşayan bir işçi için de benzer bir değerlendirme yapılabilir. Burada önemli olan, rahatsızlık ile yapılan iş arasında nedensellik bağının kurulabilmesidir.

    İşverenin bu noktadaki yükümlülüğü, sadece “işte böyle” demek değildir. İşveren, sağlık sorununu öğrendiğinde işçiyi daha uygun bir pozisyona almak, çalışma koşullarını iyileştirmek veya gerekli koruyucu önlemleri sağlamakla yükümlüdür. Bu tür önlemler alınmadan işçiden çalışmaya devam etmesi beklenirse, haklı fesih ihtimali gündeme gelir.

    6.2 İş güvenliği önlemlerinin alınmaması

    İş sağlığı ve güvenliği, modern iş hukukunun en önemli alanlarından biridir. İşveren, işyerinde gerekli risk analizlerini yapmak, koruyucu ekipmanları sağlamak ve çalışanları bilgilendirmek zorundadır. Bu yükümlülüklerin ihlali, yalnızca idari para cezası konusu değildir; aynı zamanda işçi açısından haklı fesih sebebi de olabilir.

    Örneğin yüksekten düşme riski bulunan bir işte çalışan işçiye gerekli emniyet ekipmanlarının verilmemesi, makine koruyucularının eksik olması veya ciddi elektrik risklerinin bulunması, işçinin hayatını doğrudan tehlikeye atar. Bu tür durumlarda işçinin “çalışmayı reddetme” veya “haklı fesih” seçenekleri gündeme gelebilir. Özellikle risk açık ve ciddi ise, işçiden bu ortamda çalışmaya devam etmesi beklenmez.

    İş güvenliği önlemlerinin alınmaması her zaman ani bir tehlike şeklinde ortaya çıkmayabilir. Bazen risk, zamanla biriken küçük ihlallerle büyür. Eğitim verilmemesi, uyarı levhalarının bulunmaması, koruyucu ekipmanların yetersizliği gibi unsurlar tek tek bakıldığında küçük görülebilir; ancak birlikte değerlendirildiğinde ciddi bir güvenlik açığı oluşturur. Bu noktada işçinin durumu yazılı olarak bildirmesi ve işverenin buna rağmen önlem almaması, haklı fesih iddiasını güçlendirir.

    6.3 Tehlikeli işlerde çalıştırılma

    Bazı işler doğası gereği tehlikelidir. İnşaat, maden, kimya, ağır sanayi gibi sektörlerde risk her zaman vardır. Ancak bu risk, işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine, tehlikeli işlerde işverenin yükümlülüğü daha da ağırlaşır. Gerekli eğitimlerin verilmesi, koruyucu ekipmanların sağlanması ve denetimlerin yapılması zorunludur.

    İşçinin yeterli eğitimi olmadan tehlikeli bir işte çalıştırılması, çoğu zaman haklı fesih sebebi olarak değerlendirilir. Örneğin gerekli sertifikası olmayan bir işçinin yüksek riskli bir makinede çalıştırılması veya güvenlik eğitimi almadan tehlikeli bir alana sokulması kabul edilebilir değildir. Bu tür durumlarda işçinin “ben bu işi yapamam” demesi, çoğu zaman haklı bir gerekçeye dayanır.

    Tehlikeli işlerde çalıştırılma meselesinde bir diğer önemli nokta da, işçinin uyarılarına rağmen durumun düzeltilmemesidir. İşçi riskleri dile getirmiş, yazılı veya sözlü olarak bildirimde bulunmuş, ancak işveren buna rağmen önlem almamışsa, iş ilişkisinin devamı işçi açısından ciddi bir risk haline gelir. Bu noktada haklı fesih, bir tercih değil, adeta bir zorunluluk haline dönüşebilir.

    Sonuç olarak; sağlık ve iş güvenliği sebeplerine dayalı haklı fesih, işçinin “önce insan” yaklaşımıyla korunmasını amaçlar. Hiçbir iş, işçinin sağlığından veya can güvenliğinden daha değerli değildir. Ancak bu hakkın kullanımı da somut verilerle ve dikkatli bir değerlendirmeyle yapılmalıdır. Bir sonraki bölümde, işveren açısından haklı fesih nedenlerini ele alacağız.

    7. İşveren Açısından Haklı Fesih Nedenleri

    Haklı fesih denildiğinde çoğu zaman yalnızca işçinin hakları akla gelir. Oysa iş hukuku, işverenin de belirli durumlarda iş sözleşmesini derhal sona erdirebilmesini kabul eder. İşveren açısından haklı fesih, işyerindeki düzenin, güvenin ve iş disiplininin ciddi biçimde zedelendiği hâllerde gündeme gelir. Buradaki temel amaç, işverenin keyfi davranması değil; iş ilişkisinin sürdürülemez hâle geldiği istisnai durumlarda işvereni korumaktır.

    İşverenin haklı fesih yetkisi, İş Kanunu’nda işçiye tanınan haklı feshe kıyasla daha dar yorumlanır. Bunun nedeni, işverenin iş ilişkisinde güçlü taraf olmasıdır. Bu nedenle işverenin “artık çalışmak istemiyorum” demesi yeterli görülmez; ileri sürülen nedenin açık, ciddi ve çoğu zaman somut delillerle desteklenebilir olması beklenir. Aksi hâlde yapılan fesih, haksız fesih olarak değerlendirilir ve işveren açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.

    7.1 Devamsızlık ve işe gelmeme halleri

    İşveren açısından haklı fesih nedenlerinin başında, işçinin devamsızlığı gelir. İşçinin mazeretsiz ve izinsiz şekilde işe gelmemesi, iş ilişkisinin temelini sarsar. Ancak her devamsızlık durumu otomatik olarak haklı fesih sebebi sayılmaz. Kanun, devamsızlığın belirli bir ağırlık ve süreye ulaşmasını arar.

    Örneğin işçinin ardı ardına iki iş günü veya bir ay içinde belirli sayıda iş günü mazeretsiz şekilde işe gelmemesi, haklı fesih değerlendirmesini gündeme getirebilir. Burada “mazeretsiz” kavramı önemlidir. Sağlık raporu, zorlayıcı bir durum veya işveren tarafından bilinen geçerli bir neden varsa, devamsızlık haklı fesih sebebi oluşturmayabilir.

    Uygulamada en çok yapılan hatalardan biri, devamsızlığın yeterince belgelenmemesidir. Devamsızlık tutanakları, işçinin savunmasının alınması ve varsa ihtar süreçleri, işveren açısından büyük önem taşır. Bu belgeler olmadan yapılan fesihlerde, işverenin haklı fesih iddiası zayıflayabilir. Yani devamsızlık gerçek olsa bile, usulüne uygun kayıt tutulmamışsa fesih haksız sayılabilir.

    7.2 Güven sarsıcı davranışlar

    İş ilişkisi, büyük ölçüde karşılıklı güvene dayanır. İşçinin davranışları bu güveni temelinden sarsıyorsa, işverenden iş ilişkisini sürdürmesi beklenemez. Güven sarsıcı davranışlar; hırsızlık, zimmet, sahtecilik, işverenin ticari sırlarını ifşa etme veya benzeri nitelikte ağır ihlaller şeklinde ortaya çıkabilir.

    Bu tür davranışlarda önemli olan, fiilin ağırlığı ve işveren açısından yarattığı etkidir. Örneğin işyerinden küçük bir eşyanın izinsiz alınması ile ciddi maddi zarara yol açan bir fiil aynı kefeye konulmaz. Ancak bazı durumlarda, maddi zararın boyutundan bağımsız olarak güven ilişkisinin tamamen ortadan kalktığı kabul edilebilir. Özellikle doğruluk ve sadakat borcuna aykırı davranışlar bu kapsamda değerlendirilir.

    Güven sarsıcı davranışların ispatı, işveren açısından kritik bir konudur. Kamera kayıtları, tanık beyanları, yazılı belgeler ve gerektiğinde savcılık süreçleri, bu tür iddiaların somutlaştırılmasında rol oynar. Salt şüphe veya varsayım, çoğu zaman haklı fesih için yeterli görülmez. Bu nedenle işverenin acele karar vermeden önce olayın gerçekliğini netleştirmesi gerekir.

    7.3 Doğruluk ve bağlılığa aykırılık

    İşçinin doğruluk ve bağlılık borcu, iş sözleşmesinin görünmeyen ama en önemli unsurlarından biridir. İşçi, işverene karşı dürüst davranmak, işverenin menfaatlerini korumak ve bilinçli şekilde zarar vermemekle yükümlüdür. Bu borcun ihlali, bazı durumlarda işveren açısından haklı fesih sebebi oluşturur.

    Örneğin işçinin işvereni yanıltıcı bilgi vermesi, sahte rapor kullanması, çalışma saatleri konusunda gerçeğe aykırı beyanlarda bulunması veya rakip bir firmayla gizli işbirliği yapması, doğruluk ve bağlılık borcuna aykırı davranışlar arasında sayılabilir. Bu tür davranışlar, iş ilişkisinin temelindeki güveni zedeler.

    Ancak her hatalı davranış, doğruluk ve bağlılık borcunun ihlali olarak değerlendirilmez. İhmal, dikkatsizlik veya basit bir yanlış anlama çoğu zaman bu kapsama girmez. Haklı fesih için aranan ölçüt, davranışın bilinçli, kasıtlı veya en azından ağır kusurlu olmasıdır. İşverenin bu ayrımı yapmadan fesih yoluna gitmesi, ileride haksız fesih iddiasıyla karşılaşmasına neden olabilir.

    Bu noktada savunma alma süreci büyük önem taşır. İşçinin davranışına ilişkin açıklamasının alınması, olayın arka planının anlaşılmasına yardımcı olur. Savunma alınmadan yapılan fesihler, özellikle sınırda kalan vakalarda işverenin aleyhine sonuçlanabilir.

    Sonuç olarak; işveren açısından haklı fesih nedenleri, işyerindeki düzenin ve güvenin ciddi biçimde bozulduğu durumlarla sınırlıdır. Devamsızlık, güven sarsıcı davranışlar ve doğruluk–bağlılık borcunun ihlali, en sık karşılaşılan örneklerdir. Ancak bu nedenlerin her somut olayda dikkatle değerlendirilmesi ve mümkün olduğunca belgelerle desteklenmesi gerekir. Bir sonraki bölümde, haklı fesihte süre ve usul kurallarını ayrıntılı olarak ele alacağız.

    8. Haklı Fesihte Süre ve Usul Kuralları

    Haklı fesih, gerekçesi kadar zamanlaması ve uygulanış biçimi ile de değerlendirilir. Uygulamada pek çok kişi gerçekten haklı bir nedene dayanmasına rağmen, süre ve usul kurallarına dikkat etmediği için hak kaybına uğrar. Bu nedenle “haklıyım” düşüncesi tek başına yeterli değildir; bu hakkın ne zaman ve nasıl kullanıldığı belirleyici olur.

    İş Hukuku, haklı feshi istisnai bir yol olarak kabul ettiği için bu hakkın keyfi şekilde ve gecikmeli kullanılmasını istemez. Kanun koyucunun yaklaşımı nettir: Eğer bir durum gerçekten katlanılamaz nitelikteyse, buna makul bir süre içinde tepki verilmelidir. Aksi hâlde, uzun süre sessiz kalınması, olayın aslında o kadar da ağır olmadığı yönünde yorumlanabilir.

    8.1 6 iş günü kuralı nasıl işler?

    Haklı fesihte en çok bilinen ve en çok karıştırılan kural, uygulamada “6 iş günü kuralı” olarak adlandırılan süredir. Bu süre, feshe neden olan olayın öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Yani olayın gerçekleştiği gün değil, tarafın bu olayı fiilen öğrendiği gün esas alınır.

    Örneğin işçi, ücretinin eksik yatırıldığını bordro veya banka kaydı üzerinden fark ettiyse, 6 iş günü bu farkındalık anından itibaren işlemeye başlar. Aynı şekilde işveren, işçinin devamsızlığını veya güven sarsıcı bir davranışını öğrendiği andan itibaren bu süreyi dikkate almak zorundadır. Bu sürenin geçirilmesi hâlinde, haklı fesih hakkı çoğu zaman ortadan kalkar.

    Burada dikkat edilmesi gereken nokta, sürenin “iş günü” olarak hesaplanmasıdır. Hafta sonları ve resmi tatiller bu hesaba dahil edilmez. Ancak buna rağmen 6 iş günü, pratikte oldukça kısa bir süredir. Bu nedenle tarafların, olayın ardından uzun süre beklemesi ciddi bir risk oluşturur.

    Öte yandan, tek seferlik bir olay ile süreklilik arz eden ihlaller arasında fark vardır. Ücretin her ay geç ödenmesi, her tekrarında yeni bir değerlendirme doğurabilir. Bu tür durumlarda “süre geçti” savunması her zaman geçerli olmayabilir. Ancak yine de işçinin veya işverenin aylarca hiçbir tepki vermemesi, haklı fesih iddiasını zayıflatır.

    8.2 Öğrenme tarihinin önemi

    Haklı fesihte süre hesabının merkezinde “öğrenme tarihi” yer alır. Öğrenme tarihi, tarafın feshe konu olayı kesin ve net biçimde öğrendiği andır. Bu tarih her zaman kolayca tespit edilemeyebilir ve uyuşmazlıkların büyük bölümü de bu noktada çıkar.

    Örneğin işveren açısından kamera kayıtlarının izlenmesi, iç denetim raporunun tamamlanması veya bir şikâyetin doğrulanması öğrenme tarihi olarak kabul edilebilir. İşçi açısından ise bordronun incelenmesi, banka hesabına yatan tutarın görülmesi veya yazılı bir talimatın okunması bu tarihi oluşturabilir.

    Taraflar bazen “ben daha sonra öğrendim” iddiasında bulunur. Bu iddianın kabul edilebilmesi için, öğrenmenin neden geciktiğinin makul bir açıklaması olması gerekir. Aksi hâlde, olayın bilindiği veya bilinmesi gerektiği bir tarihten itibaren sürenin başladığı kabul edilebilir.

    Bu nedenle haklı fesih düşünülüyorsa, öğrenme tarihini netleştiren belgeler önemlidir. E-postalar, mesajlaşmalar, tutanaklar veya resmi yazışmalar, bu tarihin tespitinde belirleyici olabilir. Öğrenme tarihinin belirsiz kalması, haklı fesih iddiasını riskli hâle getirir.

    8.3 Geç yapılan fesih neye yol açar?

    Haklı fesih hakkının süresinde kullanılmaması, yapılan feshin otomatik olarak “haksız fesih” sayılmasına yol açabilir. Bu durum, özellikle işçi açısından ciddi sonuçlar doğurur. Haklı olduğunu düşünen bir işçi, süreyi kaçırdığı için kıdem tazminatı gibi önemli haklarını kaybedebilir.

    İşveren açısından da durum farklı değildir. Süresinde kullanılmayan bir haklı fesih, işe iade davası, tazminat yükümlülüğü ve hatta idari yaptırımlarla sonuçlanabilir. Bu nedenle işverenin “nasıl olsa haklıyım” diyerek beklemesi, ileride daha büyük riskler doğurabilir.

    Geç yapılan fesihlerde mahkemeler genellikle şu soruyu sorar: “Bu olay gerçekten bu kadar ağırsa, neden hemen feshedilmedi?” Bu soruya ikna edici bir cevap verilemezse, fesih gerekçesi ne kadar ciddi olursa olsun değerlendirme olumsuz yönde yapılabilir.

    Ancak bazı istisnai durumlar da vardır. Tarafların olayı çözmeye çalışması, uzlaşma girişimleri veya durumun düzelmesini beklemesi, belirli ölçüde tolere edilebilir. Fakat bu süreç uzadıkça, haklı fesih iddiası giderek zayıflar. Özellikle yazılı hiçbir girişimde bulunulmamışsa, “katlanılmış” olduğu yönünde yorum yapılabilir.

    Sonuç olarak, haklı fesihte yalnızca neden değil, zaman ve yöntem de belirleyicidir. Doğru gerekçe, yanlış zamanda kullanıldığında beklenen hukuki sonucu doğurmayabilir. Bu nedenle haklı fesih değerlendirmesi yapılırken, olayın ağırlığı kadar sürenin nasıl işleyeceği de mutlaka dikkate alınmalıdır. Bir sonraki bölümde, haklı feshin nasıl yapılması gerektiğini, yani bildirim ve şekil kurallarını ayrıntılı olarak ele alacağız.

    9. Haklı Fesih Nasıl Yapılmalıdır?

    Haklı fesihte en sık yapılan hatalardan biri, “haklı neden varsa gerisi önemli değil” düşüncesidir. Oysa uygulamada haklı fesih, yalnızca gerekçeyle değil; nasıl yapıldığıyla da değerlendirilir. Yanlış bir bildirim, eksik bir ifade ya da usule aykırı bir işlem, gerçekten haklı olan bir feshi bile tartışmalı hâle getirebilir. Bu nedenle haklı fesih süreci, aceleyle değil; planlı ve bilinçli şekilde yürütülmelidir.

    Haklı fesihte amaç, karşı tarafa “neden” ayrıldığınızı açık ve net biçimde bildirmek ve ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda bu iradeyi ispatlayabilmektir. Bu nedenle sözlü beyanlar çoğu zaman yetersiz kalır. “Söyledim, biliyordu” yaklaşımı, hukuki süreçlerde genellikle karşılık bulmaz. Haklı fesihte esas olan, fesih iradesinin açık, belirli ve mümkünse yazılı şekilde ortaya konulmasıdır.

    9.1 Haklı fesih bildirimi yazılı olmak zorunda mı?

    Kanunen haklı fesih bildiriminin mutlaka yazılı yapılması gerektiğine dair açık bir zorunluluk yoktur. Ancak uygulamada yazılı bildirim, neredeyse vazgeçilmezdir. Çünkü yazılı bildirim, hem fesih iradesini hem de fesih gerekçesini somutlaştırır. Sözlü fesihler, ispat açısından ciddi sorunlar doğurur ve çoğu zaman “istifa mıydı, fesih miydi?” tartışmasına yol açar.

    Yazılı bildirimin bir diğer avantajı, fesih tarihinin netleşmesidir. Haklı fesihte tarih önemlidir; çünkü süre hesaplamaları ve hakların doğumu bu tarihe göre yapılır. Yazılı bir metin, bu belirsizliği ortadan kaldırır. Ayrıca ileride açılabilecek bir davada, “hangi nedenle ayrıldım?” sorusunun cevabı doğrudan bu metinden okunabilir.

    Yazılı bildirimin mutlaka uzun ve teknik olması gerekmez. Ancak fesih gerekçesi açıkça belirtilmelidir. “Kendi isteğimle ayrılıyorum” gibi genel ifadelerden kaçınılmalı; bunun yerine “ücretin sürekli geç ödenmesi nedeniyle haklı nedenle feshediyorum” gibi net bir dil kullanılmalıdır.

    9.2 Noter ihtarı ne zaman gereklidir?

    Noter ihtarı, haklı fesihte zorunlu bir şart değildir; ancak birçok durumda güçlü bir araçtır. Özellikle işverenle ciddi bir uyuşmazlık yaşanıyorsa, noter aracılığıyla yapılan bildirim, hem resmiyet kazandırır hem de ispat gücünü artırır. Noter ihtarı, fesih iradesinin karşı tarafa ulaştığını kesin şekilde ortaya koyar.

    Uygulamada noter ihtarı en çok şu durumlarda tercih edilir: ücret ödenmemesi, uzun süreli gecikmeler, mobbing iddiaları veya işverenin feshi inkâr etme ihtimali bulunan haller. Bu gibi durumlarda “ben söyledim ama dikkate almadılar” demek yerine, noter ihtarıyla süreci belgelemek daha güvenli olur.

    Ancak her haklı fesihte noter ihtarı şart değildir. E-posta, iadeli taahhütlü mektup veya imza karşılığı yapılan yazılı bildirimler de geçerli olabilir. Burada önemli olan, bildirimin karşı tarafa ulaştığının ispatlanabilmesidir. Noter ihtarı bu ispatı kolaylaştırır, ama tek yol değildir.

    9.3 E-posta ve WhatsApp bildirimi geçerli olur mu?

    Dijital iletişim araçları, iş hayatının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle e-posta ve WhatsApp gibi kanallardan yapılan fesih bildirimleri de uygulamada sıkça görülür. Hukuken bu tür bildirimler tamamen geçersiz sayılmaz; ancak bazı riskler barındırır.

    E-posta ile yapılan bildirimlerde, e-postanın gerçekten gönderildiği ve karşı tarafa ulaştığı ispatlanabilmelidir. Kurumsal e-posta adresleri bu konuda daha güvenlidir. WhatsApp mesajları ise içerik açısından delil niteliği taşıyabilir; ancak mesajın kime ait olduğu, silinip silinmediği gibi tartışmalar gündeme gelebilir.

    Bu nedenle dijital bildirimler genellikle destekleyici delil olarak değerlendirilir. Kritik ve tartışmalı durumlarda, tek başına WhatsApp mesajına dayanmak yerine, noter ihtarı veya yazılı tebligatla süreci güçlendirmek daha sağlıklı olur. Dijital bildirim yapılacaksa, mesaj içeriğinin açık ve net olması, fesih gerekçesinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde yazılması önemlidir.

    9.4 Haklı fesih gerekçesi nasıl yazılmalıdır?

    Haklı fesih bildiriminin belki de en kritik noktası, gerekçenin nasıl ifade edildiğidir. Gerekçe ne çok genel ne de gereksiz ayrıntılarla dolu olmalıdır. “Haksızlığa uğradım”, “baskı gördüm” gibi soyut ifadeler, tek başına yeterli olmayabilir. Bunun yerine, mümkün olduğunca somut olaylara dayanılmalıdır.

    İyi yazılmış bir haklı fesih gerekçesi genellikle şu unsurları içerir: hangi olay veya olaylar nedeniyle fesih yapıldığı, bu olayların ne zamandan beri devam ettiği ve neden iş ilişkisinin artık sürdürülemez hâle geldiği. Örneğin “ücretim son üç aydır düzenli olarak geç ödendiği için” gibi ifadeler, hem sürekliliği hem de nedeni ortaya koyar.

    Gerekçe yazılırken karşı tarafı suçlayıcı, hakaret içeren veya duygusal ifadelerden kaçınılmalıdır. Amaç, öfkeyi boşaltmak değil; hukuki bir irade ortaya koymaktır. Ayrıca birden fazla haklı fesih nedeni varsa, bunların hepsi belirtilebilir. Ancak gerçek dışı veya ispatlanamayacak gerekçeler eklemek, iddianın bütününü zayıflatabilir.

    Sonuç olarak; haklı fesih, sadece “ayrılma” kararı değildir, aynı zamanda bir hukuki bildirimdir. Bu bildirimin nasıl yapıldığı, hangi yolla iletildiği ve nasıl gerekçelendirildiği, ileride doğacak hakların kaderini belirleyebilir. Bir sonraki bölümde, haklı fesih sonrası işçinin sahip olabileceği hakları ayrıntılı şekilde ele alacağız.

    10. Haklı Fesih Sonrası Haklar

    Haklı fesih yapıldıktan sonra asıl soru şudur: “Şimdi ne olacak?” Birçok kişi haklı feshi yalnızca işten ayrılma anı olarak düşünür; oysa haklı fesih, sonrasında doğabilecek hak ve alacakların kapısını aralayan bir hukuki adımdır. Ancak bu kapının gerçekten açılabilmesi, yapılan feshin haklı kabul edilmesine ve sürecin doğru yönetilmesine bağlıdır. Aksi hâlde, beklenen haklar elde edilemeyebilir.

    Haklı fesih sonrası doğan haklar, işçinin feshi hangi gerekçeyle yaptığına ve bu gerekçenin hukuken kabul edilip edilmediğine göre değişir. Bu nedenle “haklı fesih yaptım” demek tek başına yeterli değildir; bu iddianın ispatlanabilir olması gerekir. Aşağıda, haklı fesih sonrası en sık gündeme gelen haklar ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır.

    10.1 Kıdem tazminatı

    Kıdem tazminatı, haklı fesih sonrası en çok merak edilen konuların başında gelir. Genel kural olarak işçi, kendi isteğiyle işten ayrıldığında kıdem tazminatına hak kazanamaz. Ancak haklı fesih, bu genel kuralın en önemli istisnalarından biridir. İşçi, kanunda sayılan haklı nedenlere dayanarak iş sözleşmesini feshederse ve diğer şartlar da sağlanmışsa, kıdem tazminatı talep edebilir.

    Kıdem tazminatı hakkının doğabilmesi için işçinin aynı işverene bağlı olarak en az bir yıl çalışmış olması gerekir. Ayrıca feshin gerçekten haklı bir nedene dayanması ve bu nedenin ispatlanabilmesi önemlidir. Ücretin ödenmemesi, mobbing, sağlık ve iş güvenliği ihlalleri gibi durumlar kabul edildiğinde, kıdem tazminatı gündeme gelir.

    Uygulamada sıkça yapılan hata, haklı fesih yapılmasına rağmen bunun yeterince belgelenmemesidir. Bu durumda işveren, “istifa etti” savunması yapabilir ve kıdem tazminatı talebini reddedebilir. Bu nedenle haklı fesih bildiriminin doğru yapılması, kıdem tazminatı açısından da kritik öneme sahiptir.

    10.2 İhbar tazminatı

    Haklı fesihte ihbar tazminatı konusu, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Haklı nedenle fesih, derhal fesih niteliğinde olduğu için işçi, ihbar süresine uymak zorunda değildir. Bu nedenle işçi, işverene ihbar tazminatı ödemez. Ancak bu durum, işçinin ihbar tazminatı alacağı anlamına da gelmez.

    Genel kural olarak, haklı nedenle fesih yapan işçi ihbar tazminatı talep edemez. Çünkü ihbar tazminatı, bildirimli fesihlerde gündeme gelen bir haktır. Haklı fesihte ise bildirim süresi uygulanmaz. Bu nedenle “haklı fesih yaptım, ihbar tazminatı da alırım” düşüncesi çoğu zaman yanlıştır.

    Ancak işverenin haklı feshi haksız bulunursa, yani işverenin ileri sürdüğü nedenler kabul edilmezse, bu durumda ihbar tazminatı gündeme gelebilir. Bu ayrım, özellikle dava sürecinde netleşir. Bu nedenle ihbar tazminatı konusunda beklenti oluştururken temkinli olmak gerekir.

    10.3 İşçilik alacakları

    Haklı fesih sonrasında işçi, yalnızca kıdem tazminatı değil; varsa ödenmemiş işçilik alacaklarını da talep edebilir. Bunlar arasında ödenmeyen ücretler, fazla mesai alacakları, primler, ikramiyeler ve diğer parasal haklar yer alır. Haklı fesih, bu alacakların talep edilmesine engel değildir; aksine çoğu zaman bu alacakların gündeme gelmesine yol açar.

    Özellikle fazla mesai ve prim alacakları, haklı fesih sonrası en çok tartışılan konular arasındadır. Bu alacakların talep edilebilmesi için işçinin çalışmaları ispatlaması gerekir. Bordrolar, puantaj kayıtları, yazışmalar ve tanık beyanları bu noktada önemlidir. Haklı fesih yapılmış olması, bu alacakların otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez; her alacak kalemi ayrıca değerlendirilir.

    İşçilik alacakları konusunda zamanaşımı süreleri de dikkate alınmalıdır. Haklı fesih sonrası dava açılacaksa, bu sürelerin geçirilmemesi gerekir. Aksi hâlde haklı fesih yapılmış olsa bile alacakların bir kısmı zamanaşımına uğrayabilir.

    10.4 Yıllık izin ücretleri

    İş sözleşmesi sona erdiğinde, işçinin hak ettiği ancak kullanmadığı yıllık izinler varsa, bunların ücreti ödenmelidir. Bu kural, feshin haklı veya haksız olmasına bakılmaksızın uygulanır. Haklı fesih yapan işçi de kullanmadığı yıllık izinlerin ücretini talep edebilir.

    Yıllık izin ücreti, işçinin son aldığı ücret üzerinden hesaplanır ve iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte muaccel hâle gelir. İşverenin “sen haklı fesih yaptın, izin ücreti alamazsın” şeklindeki bir savunması hukuken geçerli değildir. Bu hak, işçinin çalışmasının karşılığıdır ve iş sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte doğar.

    Uygulamada bazen işverenler, izinlerin kullandırıldığını iddia eder. Bu durumda ispat yükü işverene aittir. İzin formları, kayıtlar ve belgeler yoksa, izinlerin kullandırılmadığı kabul edilebilir. Bu nedenle işçi açısından yıllık izin kayıtlarının durumu önemlidir.

    Sonuç olarak; haklı fesih sonrası doğan haklar, işçinin yaptığı feshin hukuken kabul edilmesine bağlıdır. Kıdem tazminatı, işçilik alacakları ve yıllık izin ücretleri en sık gündeme gelen haklardır. Ancak ihbar tazminatı konusunda beklenti oluştururken dikkatli olunmalıdır. Bir sonraki bölümde, haklı fesih sonrası arabuluculuk ve dava sürecini ayrıntılı olarak ele alacağız.

    11. Arabuluculuk ve Dava Süreci

    Haklı fesih yapıldıktan sonra taraflar arasında çoğu zaman uyuşmazlık doğar. İşveren, feshin haklı olmadığını ileri sürebilir; işçi ise kıdem tazminatı ve diğer alacaklarını talep edebilir. İşte bu noktada devreye arabuluculuk ve dava süreci girer. Güncel iş hukuku sisteminde, bu süreçler çoğu zaman kaçınılmazdır ve doğru yönetilmediğinde hak kayıplarına yol açabilir.

    Özellikle son yıllarda arabuluculuk, iş uyuşmazlıklarında zorunlu bir aşama hâline gelmiştir. Bu durum, “doğrudan dava açarım” anlayışını büyük ölçüde değiştirmiştir. Haklı fesih iddiası olan bir işçi için arabuluculuk, sadece bir formalite değil; aynı zamanda sürecin seyrini belirleyebilecek kritik bir aşamadır.

    11.1 Arabuluculuk zorunlu mu?

    İşçi ile işveren arasındaki alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında arabuluculuk, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu şu anlama gelir: Arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açılırsa, dava usulden reddedilir. Dolayısıyla haklı fesih sonrası kıdem tazminatı, fazla mesai, ücret veya izin alacağı talep edilecekse, ilk durak arabuluculuktur.

    Arabuluculuk başvurusu, genellikle işçinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna yapılır. Başvuru sonrasında taraflar görüşmeye davet edilir. Bu aşamada işverenin görüşmeye katılmaması, işçi açısından otomatik bir kazanım sağlamaz; ancak dava yolunu açar.

    Arabuluculuk süreci, taraflara anlaşma imkânı sunar. Bu aşamada yapılan bir anlaşma, mahkeme kararı niteliğinde belgeye dönüşebilir. Bu nedenle arabuluculuk görüşmelerinde söylenen her söz, yapılan her teklif önemlidir. “Nasıl olsa anlaşma olmaz” düşüncesiyle süreci hafife almak, sonradan pişmanlık yaratabilir.

    11.2 Arabuluculukta nelere dikkat edilmelidir?

    Arabuluculuk, dava öncesi son ciddi pazarlık alanıdır. Bu aşamada işçi, haklı fesih iddiasını mümkün olduğunca somutlaştırmalı ve taleplerini net biçimde ortaya koymalıdır. “Haklıyım” demek yerine, hangi nedenle haklı fesih yapıldığını ve hangi alacakların talep edildiğini açıkça ifade etmek gerekir.

    İşveren tarafı ise çoğu zaman feshi istifa olarak nitelendirme eğilimindedir. Bu nedenle arabuluculukta kullanılan dil çok önemlidir. Yanlış bir ifade, haklı fesih iddiasının zayıflamasına neden olabilir. Özellikle “ayrıldım”, “bıraktım” gibi ifadeler yerine, “haklı nedenle feshettim” vurgusunun yapılması kritik olabilir.

    Arabuluculukta yapılan anlaşmalar, bağlayıcıdır. İmzalanan bir anlaşma belgesi, sonradan “ben vazgeçtim” denilerek kolayca ortadan kaldırılamaz. Bu nedenle anlaşma metni dikkatle okunmalı, hangi alacakların ödendiği, hangilerinden feragat edildiği net biçimde görülmelidir. Aksi hâlde, ileride dava açma imkânı tamamen kaybedilebilir.

    11.3 Anlaşma olmazsa ne olur?

    Arabuluculuk görüşmeleri anlaşmayla sonuçlanmazsa, bu durum bir tutanakla kayıt altına alınır. İşte bu tutanak, dava açmanın anahtarıdır. Anlaşmama tutanağı olmadan açılan davalar, usulden reddedilir. Bu nedenle arabuluculuk sürecinin usulüne uygun şekilde tamamlanması gerekir.

    Anlaşma sağlanamaması, işçi açısından sürecin bittiği anlamına gelmez; aksine hukuki mücadelenin yeni başladığı noktadır. Bu aşamadan sonra işçi, iş mahkemesinde dava açarak haklı fesih iddiasını ve alacak taleplerini ileri sürebilir. Dava sürecinde arabuluculukta sunulan belgeler ve tutanaklar, dosyanın bir parçası hâline gelir.

    Dava açma süresi de bu noktada önem kazanır. Arabuluculuk tutanağının düzenlenmesinden itibaren belirli süreler içinde dava açılması gerekir. Bu sürelerin kaçırılması, hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle “nasıl olsa zaman var” düşüncesiyle hareket etmek risklidir.

    11.4 Dava sürecinde ispat yükü kimdedir?

    Haklı fesih iddiasında ispat yükü, çoğu zaman feshi yapan taraftadır. Yani işçi haklı nedenle fesih yaptığını iddia ediyorsa, bu iddiayı destekleyen delilleri sunmak zorundadır. Ücretin ödenmediğini, mobbing uygulandığını veya iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını ispatlamak işçinin sorumluluğundadır.

    Ancak bazı durumlarda ispat yükü işverene geçebilir. Örneğin ücretin ödendiğini veya yıllık izinlerin kullandırıldığını ispatlama yükü genellikle işverendedir. Bu nedenle dava sürecinde hangi konuda kimin ispat yükü altında olduğu büyük önem taşır.

    Dava süreci, çoğu zaman uzun ve yıpratıcı olabilir. Tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemeleri ve yazılı beyanlar süreci uzatabilir. Bu nedenle dava yoluna girerken beklentilerin gerçekçi olması gerekir. Haklı fesih iddiası güçlü olsa bile, sürecin zaman alabileceği unutulmamalıdır.

    Sonuç olarak; haklı fesih sonrası arabuluculuk ve dava süreci, hakların gerçekten elde edilip edilemeyeceğini belirleyen kritik aşamalardır. Bu süreçlerde yapılan hatalar, haklı bir iddiayı bile zayıflatabilir. Bir sonraki bölümde, haklı fesihte sık yapılan hataları ele alarak, bu risklerin nasıl azaltılabileceğini inceleyeceğiz.

    12. Sık Yapılan Hatalar

    Haklı fesihte en büyük risk, gerçekten haklı olunan bir durumda bile sürecin yanlış yönetilmesi nedeniyle hak kaybına uğramaktır. Uygulamada görülen uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, “neden yoktu” tartışmasından çok, “nasıl yapıldı” ve “ne zaman yapıldı” sorularında düğümlenir. Bu bölümde, haklı fesih sürecinde en sık karşılaşılan hatalar ele alınmakta ve bu hataların neden tehlikeli olduğu açıklanmaktadır.

    Bu hataların ortak özelliği şudur: İlk bakışta küçük gibi görünen bir yanlış adım, ileride kıdem tazminatı, alacaklar veya dava süreci açısından telafisi zor sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle aşağıdaki başlıklar, “yapılmaması gerekenler” listesi olarak okunmalıdır.

    12.1 Delil eksikliği

    Haklı fesihte yapılan en yaygın hata, yeterli delil olmadan fesih yoluna gitmektir. İşçi çoğu zaman yaşadığı durumu herkesin bildiğini, zaten ortada olduğunu düşünür. Ancak hukuki süreçte “biliniyor” olması yetmez; olayın somut delillerle ortaya konulması gerekir.

    Ücretin ödenmemesi, geç ödenmesi, mobbing, fazla mesai veya iş güvenliği ihlalleri gibi iddialar, çoğu zaman belgeyle desteklenmelidir. Banka dekontları, bordrolar, e-postalar, mesajlar, tutanaklar ve tanık beyanları bu noktada önem taşır. Hiçbir delil olmadan yapılan haklı fesihler, çoğu zaman “iddia” olarak kalır ve ispatlanamadığı için reddedilebilir.

    Delil eksikliği, yalnızca fesih anında değil, dava sürecinde de ciddi sorun yaratır. “Sonradan bulurum” düşüncesiyle hareket etmek risklidir. Çünkü birçok delil zamanla kaybolur, erişilemez hâle gelir veya etkisini yitirir. Bu nedenle haklı fesih düşünülüyorsa, mümkün olduğunca önce deliller toparlanmalı, sonra fesih iradesi açıklanmalıdır.

    12.2 Süre şartının kaçırılması

    Haklı fesihte süre şartı, en çok ihlal edilen kurallardan biridir. Özellikle 6 iş günü kuralı, uygulamada sıkça göz ardı edilir. İşçi veya işveren, yaşanan olaya uzun süre katlanır, sonra bir anda haklı fesih yaptığını ileri sürer. Ancak bu gecikme, haklı fesih iddiasını zayıflatır.

    Mahkemeler genellikle şu soruyu sorar: “Bu olay gerçekten katlanılamaz nitelikteyse, neden hemen feshedilmedi?” Bu soruya makul bir cevap verilemezse, fesih gerekçesi ne kadar ciddi olursa olsun değerlendirme olumsuz yönde yapılabilir.

    Süre şartının kaçırılması, özellikle ücret, devamsızlık ve güven sarsıcı davranışlar gibi alanlarda sık görülür. Tarafların, olayın öğrenildiği tarihi doğru tespit etmesi ve fesih kararını bu süre içinde vermesi gerekir. Aksi hâlde haklı fesih, haksız feshe dönüşebilir.

    12.3 Yanlış fesih gerekçesi

    Bir diğer yaygın hata, fesih gerekçesinin yanlış veya eksik yazılmasıdır. İşçi gerçekten haklı bir nedenle fesih yapıyor olabilir; ancak bildirimde kullanılan dil, bu durumu yansıtmayabilir. “Kendi isteğimle ayrılıyorum”, “uyuşmazlık nedeniyle işi bırakıyorum” gibi genel ifadeler, haklı fesih iddiasını zayıflatır.

    Fesih gerekçesinin somut ve açık olması gerekir. Hangi olay nedeniyle fesih yapıldığı, bu olayın ne zamandır devam ettiği ve neden iş ilişkisinin sürdürülemez hâle geldiği net biçimde ifade edilmelidir. Gerekçenin çok genel tutulması, işverenin “istifa etti” savunmasını güçlendirebilir.

    Ayrıca gerçek dışı veya abartılı gerekçeler yazmak da tehlikelidir. İspatlanamayacak iddialar, fesih gerekçesinin tamamını tartışmalı hâle getirebilir. Bu nedenle fesih gerekçesi yazılırken “ne yaşandıysa o” prensibiyle hareket edilmesi, hem yeterli hem de güvenlidir.

    12.4 İstifa dilekçesi verilmesi

    Haklı fesih sürecinde yapılan belki de en kritik hata, istifa dilekçesi verilmesidir. İşçi, çoğu zaman işverenden gelen baskı veya yönlendirme nedeniyle “istifa et, sonra haklarını alırsın” söylemine inanır. Ancak istifa dilekçesi, haklı fesih iddiasını doğrudan zayıflatır.

    İstifa, hukuki olarak işçinin kendi isteğiyle ayrıldığını gösterir. Bu durum, özellikle kıdem tazminatı açısından ciddi bir engel oluşturur. Sonradan “aslında haklı nedenle ayrıldım” demek, istifa dilekçesi varken çok daha zor hâle gelir.

    İşverenin istifa dilekçesi talep etmesi, çoğu zaman ileride doğabilecek tazminat risklerini azaltma amacına yöneliktir. Bu nedenle haklı fesih düşünülüyorsa, istifa dilekçesi verilmemeli; bunun yerine açıkça “haklı nedenle fesih” iradesi ortaya konulmalıdır.

    Sonuç olarak; haklı fesihte yapılan hatalar, çoğu zaman geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Delilsiz hareket etmek, süreyi kaçırmak, yanlış gerekçe yazmak veya istifa dilekçesi vermek, haklı bir feshi haksız hâle getirebilir. Bu risklerin farkında olmak, haklı fesih sürecini daha güvenli ve öngörülebilir kılar. Bir sonraki bölümde, hızlı bir ön değerlendirme yapabilmek için pratik bir kontrol listesi sunacağız.

    13. Hızlı Ön Değerlendirme Kontrol Listesi

    Haklı fesih kararı, çoğu zaman duygusal bir yükle birlikte gelir. İşçi yaşadığı sorunlar nedeniyle bunalmış olabilir; işveren ise ani bir tepki verme eğiliminde olabilir. Ancak haklı fesih, duygusal reflekslerle değil, soğukkanlı bir ön değerlendirme ile yapılmalıdır. Bu bölümde yer alan kontrol listesi, “haklı fesih yapabilir miyim?” sorusuna hızlı ama mantıklı bir çerçeve sunmayı amaçlar.

    Bu kontrol listesi, hukuki danışmanlığın yerini tutmaz; ancak fesih kararı öncesinde riskleri görmeye yardımcı olur. Aşağıdaki sorulara verilecek cevaplar, haklı fesih iddiasının güçlü mü yoksa zayıf mı olduğunu anlamada yol gösterici olabilir.

    13.1 Gerçekten haklı bir neden var mı?

    İlk ve en temel soru budur. Yaşanan olay veya durum, gerçekten iş ilişkisinin devamını objektif olarak zorlaştırıyor mu? Yoksa bu durum, zamanla düzelebilecek veya tolere edilebilecek bir sorun mu? Haklı fesihte “rahatsız oldum” demek yeterli değildir; bu rahatsızlığın hukuken de anlamlı olması gerekir.

    Bu aşamada olayın ağırlığına ve niteliğine bakılmalıdır. Ücretin ödenmemesi, sürekli geç ödenmesi, ciddi mobbing iddiaları, sağlık ve iş güvenliği riskleri gibi durumlar genellikle güçlü haklı fesih nedenleri arasında yer alır. Buna karşılık tek seferlik bir tartışma, kısa süreli bir anlaşmazlık veya basit bir iletişim problemi çoğu zaman yeterli görülmez.

    Kendinize şu soruyu sormak faydalı olabilir: “Bu olay yaşanmasaydı, çalışmaya devam edebilir miydim?” Eğer cevap net bir şekilde “evet” ise, haklı fesih yerine başka yolların düşünülmesi gerekebilir.

    13.2 Delillerim hazır mı?

    Haklı fesihte delil, çoğu zaman gerekçenin kendisinden bile önemlidir. Yaşananların gerçek olması tek başına yeterli değildir; bu gerçeklerin ispatlanabilir olması gerekir. Bu nedenle fesih kararı almadan önce, elinizde hangi delillerin bulunduğunu netleştirmek gerekir.

    Banka dekontları, bordrolar, e-postalar, mesajlar, kamera kayıtları, tutanaklar ve tanıklar bu kapsamda değerlendirilebilir. Delillerin tamamen eksik olması, haklı fesih iddiasını ciddi biçimde zayıflatır. “Sonradan bulurum” düşüncesi çoğu zaman işe yaramaz.

    Delillerin yalnızca var olması değil, fesih gerekçesiyle bağlantılı olması da önemlidir. Alakasız belgeler dosyayı güçlendirmez. Bu nedenle hangi delilin hangi iddiayı desteklediği net olarak görülmelidir.

    13.3 Süre içinde miyim?

    Haklı fesihte süre kuralı, çoğu zaman gözden kaçırılır. Olayın öğrenilmesinden itibaren 6 iş günü içinde fesih hakkının kullanılıp kullanılmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Bu süre kaçırılmışsa, haklı fesih iddiası büyük ölçüde risk altına girer.

    Süreklilik arz eden ihlallerde, her olay yeni bir değerlendirme doğurabilir; ancak bu durum sınırsız bir hak tanımaz. Aylarca sessiz kalınmışsa, “katlanılmış” olduğu yönünde bir yorum yapılabilir. Bu nedenle fesih kararının zamanlaması dikkatle ele alınmalıdır.

    Kendinize şu soruyu sormak faydalı olur: “Bu olayı ne zaman öğrendim ve o günden sonra ne yaptım?” Bu sorunun cevabı net değilse, süre açısından risk olabilir.

    13.4 Fesih bildirimini doğru yapabilecek miyim?

    Haklı fesihte yalnızca neden değil, bildirim şekli de önemlidir. Fesih bildiriminin açık, net ve mümkünse yazılı olması gerekir. Kullanılacak dil, “istifa” izlenimi vermemelidir. “Haklı nedenle feshediyorum” ifadesi, tereddüde yer bırakmayacak şekilde yer almalıdır.

    Bildirim yolu da önemlidir. Noter ihtarı, iadeli taahhütlü mektup veya kurumsal e-posta gibi yollar, fesih iradesinin karşı tarafa ulaştığını ispatlamayı kolaylaştırır. Sadece sözlü beyanla hareket etmek, ileride ciddi ispat sorunlarına yol açabilir.

    Son bir kontrol olarak şunu sormak faydalıdır: “Bu bildirimi yarın bir hâkim okusa, haklı fesih yaptığımı net biçimde anlar mı?” Eğer cevap tereddütlü ise, bildirimin yeniden gözden geçirilmesi gerekir.

    Sonuç olarak; bu kontrol listesi, haklı fesih kararını vermeden önce kısa ama etkili bir durak noktası sunar. Tüm sorulara net ve güçlü cevaplar verilebiliyorsa, haklı fesih iddiası daha sağlam bir zemine oturur. Bir sonraki bölümde, örnek senaryolar üzerinden bu değerlendirmelerin pratikte nasıl yapıldığını inceleyeceğiz.

    14. Örnek Senaryolar

    Haklı fesih kavramı, teoride açık gibi görünse de pratikte somut olaylar üzerinden anlaşılır. Aynı kural, farklı koşullarda bambaşka sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle örnek senaryolar, “haklı fesih yapabilir miyim?” sorusuna en gerçekçi cevapları sunar. Aşağıda yer alan senaryolar, uygulamada en sık karşılaşılan durumları temsil eder ve her biri ayrı ayrı değerlendirme mantığını göstermeyi amaçlar.

    Bu senaryolar birebir yaşanmış olayların aynısı değildir; ancak tipik örüntüler üzerinden kurgulanmıştır. Amaç, okurun kendi durumunu bu örneklerle karşılaştırabilmesi ve hangi noktaların kritik olduğunu görebilmesidir.

    14.1 Maaş ödenmemesi senaryosu

    Bir işçi, özel bir şirkette yaklaşık üç yıldır çalışmaktadır. Son iki ay boyunca ücretleri hiç ödenmemiştir. İşveren, “nakit sıkıntısı” gerekçesiyle ödeme yapamamış, ancak net bir ödeme tarihi de vermemiştir. İşçi bu durumu önce sözlü olarak, ardından e-posta yoluyla bildirmiş; ancak herhangi bir sonuç alamamıştır.

    Bu senaryoda ücretin hiç ödenmemesi, işçi açısından güçlü bir haklı fesih sebebidir. Ücret, iş sözleşmesinin temel unsurudur ve tamamen ödenmemesi, iş ilişkisinin dengesini bozar. İşçinin bu durumu yazılı olarak dile getirmiş olması da ispat açısından önemlidir. Bu koşullarda yapılan bir haklı fesih, büyük olasılıkla hukuken geçerli kabul edilir ve işçi kıdem tazminatı talep edebilir.

    Ancak işçi, bu duruma altı ay boyunca sessiz kalsaydı ve hiçbir yazılı bildirimde bulunmasaydı, değerlendirme değişebilirdi. Süre ve tepki konusu, bu tür senaryolarda sonucu belirleyen en önemli unsurlardan biridir.

    14.2 Fazla mesai ve çalışma koşulları senaryosu

    Bir başka senaryoda, işçi haftada düzenli olarak 55–60 saat çalışmakta, ancak bordrolarda fazla mesai görünmemektedir. İşveren, fazla mesainin “işin gereği” olduğunu söylemekte ve karşılığında herhangi bir ödeme yapmamaktadır. Bu durum yaklaşık bir yıldır devam etmektedir.

    Bu olayda tek başına fazla mesai yaptırılması değil, fazla mesainin karşılığının sistematik şekilde ödenmemesi önemlidir. İşçinin bu durumu yazılı olarak dile getirmesi, tanıklar veya mesaj kayıtlarıyla desteklemesi hâlinde, haklı fesih iddiası güçlenir. Özellikle uzun süre devam eden bu uygulama, çalışma koşullarının ağırlaştırılması olarak değerlendirilebilir.

    Buna karşılık işçi yalnızca birkaç hafta fazla çalışmış ve bu durumu hiç dile getirmemiş olsaydı, haklı fesih iddiası zayıf kalabilirdi. Süreklilik ve etki, bu tür senaryolarda belirleyici rol oynar.

    14.3 Mobbing iddiası senaryosu

    Bir işçi, yöneticisi tarafından uzun süredir sürekli eleştirilmekte, yaptığı işler küçümsenmekte ve ekip toplantılarına çağrılmamaktadır. İşçi zamanla yalnızlaştırılmış, performansı düşük gösterilmiş ve psikolojik olarak yıpranmıştır. Bu süreçte işçi psikolojik destek almaya başlamış ve durumu e-postalarla insan kaynaklarına bildirmiştir.

    Bu senaryoda kritik nokta, yaşananların tek seferlik değil, sistematik olmasıdır. Mobbing iddiası, süreklilik ve hedef alınma unsurlarıyla destekleniyorsa, haklı fesih sebebi olarak kabul edilebilir. İşçinin yazılı başvurular yapması ve sağlık desteği alması, iddiayı güçlendirir.

    Ancak yalnızca tek bir tartışma veya sert bir uyarı mobbing sayılmaz. Bu nedenle mobbing senaryolarında, olayların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Haklı fesih kararı verilmeden önce, bu bütünlüğün gerçekten oluşup oluşmadığı dikkatle analiz edilmelidir.

    14.4 Devamsızlık ve işveren feshi senaryosu

    Bir işveren, işçinin ardı ardına iki gün işe gelmediğini tespit etmiş ve savunma almadan iş sözleşmesini derhal feshetmiştir. İşçi ise bu günlerde sağlık sorunu yaşadığını ve rapor almaya çalıştığını ileri sürmektedir.

    Bu senaryoda işveren açısından haklı fesih iddiası tartışmalıdır. Devamsızlık, haklı fesih sebebi olabilir; ancak işverenin bu durumu belgeleyip savunma alması gerekir. İşçinin geçerli bir mazereti varsa ve bu mazeret makul şekilde açıklanabiliyorsa, yapılan fesih haksız kabul edilebilir.

    Bu örnek, haklı fesihte yalnızca “ne oldu?” sorusunun değil, “nasıl hareket edildi?” sorusunun da ne kadar önemli olduğunu gösterir. Usule uyulmadan yapılan fesihler, gerekçesi güçlü olsa bile sorun yaratabilir.

    Sonuç olarak; örnek senaryolar, haklı fesih değerlendirmesinin siyah-beyaz olmadığını gösterir. Aynı kural, farklı davranış ve zamanlamalarla bambaşka sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle her somut olay, kendi koşulları içinde ele alınmalı ve acele genellemelerden kaçınılmalıdır. Bir sonraki bölümde, sık sorulan sorular üzerinden haklı fesih konusundaki tereddütleri gidermeye çalışacağız.

    15. Sık Sorulan Sorular

    Haklı fesih, uygulamada çok sayıda soru işareti barındıran bir konudur. İşçiler ve işverenler, benzer durumları yaşamalarına rağmen sonuçların neden farklı olabildiğini anlamakta zorlanabilir. Bunun temel nedeni, haklı feshin tek bir kalıpla değerlendirilmemesi ve her somut olayın kendi şartları içinde ele alınmasıdır. Bu bölümde, haklı fesih konusunda en sık sorulan sorulara açıklayıcı cevaplar verilerek, uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

    Aşağıdaki sorular ve cevaplar, genel bir çerçeve sunar. Her ne kadar yol gösterici nitelikte olsalar da, her durumun birebir aynı sonucu doğurmayabileceği unutulmamalıdır. Özellikle sınırda kalan olaylarda, küçük bir detay dahi değerlendirmeyi tamamen değiştirebilir.

    15.1 Haklı fesih yaparsam işsizlik maaşı alabilir miyim?

    Haklı fesih sonrası en çok merak edilen konulardan biri işsizlik maaşıdır. Genel kural olarak, işsizlik maaşı alabilmek için işçinin kendi isteği ve kusuru dışında işsiz kalması gerekir. Haklı fesih, bu kuralın istisnalarından biri olarak kabul edilebilir. Yani işçi, kanunda öngörülen haklı bir nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetmişse, işsizlik maaşı açısından “kendi isteğiyle ayrılmış” sayılmayabilir.

    Ancak bu durum otomatik değildir. İşsizlik maaşı başvurularında, fesih gerekçesi ve SGK çıkış kodu büyük önem taşır. Haklı fesih doğru kodla bildirilmemişse veya gerekçe net değilse, başvuru reddedilebilir. Bu durumda işçinin itiraz etme ve gerekirse dava yoluna gitme hakkı vardır. Dolayısıyla haklı fesih sonrası işsizlik maaşı ihtimali bulunsa da, bunun sürecin doğru yönetilmesine bağlı olduğu unutulmamalıdır.

    15.2 Haklı fesihte kıdem tazminatı kesin midir?

    Haklı fesih yapan işçinin kıdem tazminatı alacağı sıkça dile getirilir; ancak bu hak “kesin” değildir. Kıdem tazminatının ödenebilmesi için, feshin gerçekten haklı kabul edilmesi gerekir. İşveren feshi kabul etmeyebilir ve konuyu yargıya taşıyabilir. Bu durumda son sözü mahkeme söyler.

    Ayrıca işçinin aynı işverene bağlı olarak en az bir yıl çalışmış olması şartı da göz ardı edilmemelidir. Haklı fesih gerekçesi güçlü olsa bile, bir yıllık kıdem şartı sağlanmıyorsa kıdem tazminatı doğmaz. Bu nedenle “haklıysam kıdemi alırım” düşüncesi yerine, “şartlarım uygun mu?” sorusu sorulmalıdır.

    15.3 Haklı fesihte mutlaka dava açmak gerekir mi?

    Haklı fesih yapıldıktan sonra dava açmak zorunlu değildir. Eğer taraflar arabuluculuk aşamasında anlaşırsa veya işveren alacakları gönüllü olarak öderse, dava açmaya gerek kalmaz. Hatta bazı durumlarda, fesih sonrası herhangi bir talep yoksa süreç kendiliğinden kapanabilir.

    Ancak uygulamada işverenlerin büyük bölümü, haklı feshi kabul etmez ve talepleri reddeder. Bu durumda hakların elde edilebilmesi için dava yoluna gidilmesi gerekebilir. Dava açıp açmama kararı, talep edilen alacakların tutarına, delil durumuna ve sürecin getireceği zaman ve maliyete göre değerlendirilmelidir.

    15.4 Haklı fesihte işveren kabul etmezse ne olur?

    İşverenin haklı feshi kabul etmemesi, sürecin sona erdiği anlamına gelmez. Aksine bu durum, uyuşmazlığın başladığını gösterir. İşveren feshi “istifa” olarak nitelendirebilir veya ileri sürülen nedenleri yetersiz bulabilir. Bu noktada işçinin yapabileceği şey, iddiasını arabuluculuk ve dava yoluyla ileri sürmektir.

    İşverenin kabul etmemesi hâlinde, delillerin önemi daha da artar. Ücret bordroları, yazışmalar, tanıklar ve diğer belgeler, haklı fesih iddiasının değerlendirilmesinde belirleyici olur. İşverenin “kabul etmiyorum” demesi tek başına sonucu belirlemez; önemli olan bu iddiayı destekleyen veya çürüten somut verilerin varlığıdır.

    15.5 Haklı fesihte avukatla çalışmak şart mı?

    Haklı fesihte avukatla çalışmak yasal olarak zorunlu değildir. İşçi veya işveren, süreci kendi başına da yürütebilir. Ancak haklı fesih, hem maddi sonuçları hem de hukuki karmaşıklığı nedeniyle riskli bir alandır. Yanlış bir adım, ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

    Özellikle yüksek tutarlı tazminat ve alacakların söz konusu olduğu durumlarda, profesyonel destek almak çoğu zaman daha güvenli olur. Avukat, yalnızca dava sürecinde değil; fesih öncesinde de doğru stratejinin belirlenmesine yardımcı olabilir. Bu nedenle “şart mı?” sorusundan ziyade, “yararlı mı?” sorusu sorulmalıdır.

    Sonuç olarak; haklı fesih hakkında sık sorulan sorular, bu konunun ne kadar çok yönlü olduğunu gösterir. Net gibi görünen bir durum, küçük bir ayrıntı nedeniyle farklı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle her haklı fesih değerlendirmesi, genel bilgiler ışığında ama somut olayın özellikleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Bir sonraki ve son bölümde, genel değerlendirme ve yasal uyarılarla rehberi tamamlayacağız.

    16. Genel Değerlendirme ve Yasal Uyarı

    “Haklı fesih yapabilir miyim?” sorusu, tek cümlelik bir evet–hayır cevabıyla geçiştirilebilecek bir soru değildir. Bu rehber boyunca görüldüğü gibi, haklı fesih; neden, süre, usul ve ispat unsurlarının birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok katmanlı bir hukuki mekanizmadır. Aynı olay, farklı koşullarda haklı fesih sayılabilirken; küçük bir hata, güçlü bir gerekçeyi tamamen etkisiz hâle getirebilir.

    Haklı fesihte en sık yapılan yanlış, yaşanan mağduriyetin tek başına yeterli olacağını düşünmektir. Oysa iş hukukunda “haklı olmak” ile “haklılığını ispat edebilmek” arasında ciddi bir fark vardır. Ücretin ödenmemesi, mobbing, çalışma koşullarının ağırlaştırılması veya iş güvenliği ihlalleri gibi durumlar, doğru zamanda ve doğru şekilde ele alınmadığında beklenen hukuki sonucu doğurmayabilir.

    Bu nedenle haklı fesih, ani bir refleks değil; bilinçli bir karar olmalıdır. Fesih öncesinde delillerin durumu, sürelerin geçip geçmediği ve fesih bildiriminin nasıl yapılacağı mutlaka düşünülmelidir. “Bir an önce kurtulayım” yaklaşımıyla atılan adımlar, ileride kıdem tazminatı, işsizlik maaşı veya alacaklar konusunda telafisi zor sonuçlar doğurabilir.

    Bu rehberin temel amacı, okuyucuya hazır bir “fesih reçetesi” sunmak değil; doğru soruları sordurmak ve riskli noktaları görünür kılmaktır. Haklı fesih, her zaman tek yol olmayabilir. Bazı durumlarda arabuluculuk, işyeri içi çözüm arayışları veya alternatif hukuki yollar daha uygun sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle haklı fesih kararı, diğer seçenekler göz ardı edilmeden değerlendirilmelidir.

    16.1 Somut olay değerlendirmesinin önemi

    İş hukukunda en temel ilke, her olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesidir. Aynı başlık altında toplanan iki vaka, detaylara bakıldığında tamamen farklı sonuçlar doğurabilir. Ücretin geç ödenmesi, bir işyerinde haklı fesih sayılırken başka bir işyerinde tolere edilebilir bulunabilir. Bu farkı yaratan şey; sürenin uzunluğu, işçinin tepkisi, yazılı bildirimler ve tarafların davranışlarıdır.

    Bu nedenle internetten okunan bilgiler veya başkalarının yaşadığı örnekler, yol gösterici olabilir; ancak birebir bağlayıcı değildir. Kendi durumunuzu değerlendirirken “başkası yaptı, kazandı” yaklaşımı yerine, “benim olayımda bu unsurlar var mı?” sorusu sorulmalıdır.

    16.2 Bağlayıcılık ve sorumluluk sınırı

    Bu rehberde yer alan bilgiler, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Anlatılanlar, iş hukuku uygulamasında sık karşılaşılan durumlara dayanmakla birlikte, bağlayıcı bir hukuki görüş veya kesin bir sonuç garantisi sunmaz. Her somut olayın değerlendirmesi, ilgili belgeler, tanıklar ve yargı mercilerinin takdirine göre yapılır.

    Bu nedenle burada yer alan içerik, doğrudan bir dava veya fesih kararı için tek başına dayanak olarak kullanılmamalıdır. Haklı fesih gibi ciddi sonuçlar doğuran bir konuda, yalnızca genel bilgilere dayanarak hareket etmek risklidir.

    16.3 Hukuki destek alma önerisi

    Haklı fesih kararı öncesinde veya sonrasında, profesyonel hukuki destek almak çoğu zaman süreci daha güvenli hâle getirir. Bir avukatla görüşmek, yalnızca dava aşamasında değil; fesih öncesinde yapılacak küçük hataların önüne geçilmesini de sağlar. Özellikle yüksek tutarlı tazminat ve alacakların söz konusu olduğu durumlarda, bu destek hayati önem taşıyabilir.

    Sonuç olarak; haklı fesih, doğru kullanıldığında işçiyi veya işvereni koruyan güçlü bir araçtır. Ancak yanlış kullanıldığında, beklenen faydayı sağlamadığı gibi yeni sorunlar da yaratabilir. Bu rehber, karar sürecinde yol gösterici bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Nihai karar ise her zaman somut olayın koşulları ve bilinçli bir değerlendirme sonucunda verilmelidir.

    Yasal Uyarı: İşçimatik’te yer alan bu rehber ve hesaplama modülleri genel bilgilendirme amacı taşır. Sunulan içerikler hukuki danışmanlık niteliğinde değildir ve bağlayıcı sonuç doğurmaz. Kesin değerlendirme ve işlem yapılmadan önce alanında uzman bir hukukçudan profesyonel destek alınması tavsiye edilir.

    0

    Subtotal